"Enter"a basıp içeriğe geçin

Aylar: Ekim 2014

zaman üzerine mütevazi bir diyalog

“zaman, burjuvazinin vazgeçilmezidir oğlum. zaman, öyle bir şeydir ki, bazen nakit yerine geçer. sen hiç emeğiyle, bir iş için çalışıp da şıp diye para alanını gördün mü? görmemen çok olağan. çünkü emek bu devirde sadece zamanıyla ölçülen bir şeydir. yani, bazısı için sekiz saat, bazısı için on beş saat demektir. hiç düşündün mü sevgili oğlum, saat kuleleri neden vardır? işte bunun nedeni de burjuvaların her an her dakika servetine kaç kuruş kattığını öğrenmeleri içindir. çünkü zaman öyle bir şeydir ki, insanın duvarında, masasında, hatta cebinde bile olabilir. biz ve bizim gibilerin ne zamana, ne de zamanı gösteren herhangi bir zımbırtıya ihtiyacı vardır. biz, kendi ışığımızda kendimizi eritiriz. evet, doğru dedin oğlum, mum misali. çevremizdekileri böyle aydınlatır, yine kendimizi böyle bitiririz. güneş, doğudan doğar ve batıdan batar. sabah, güneşin olanca ateşiyle bizleri ısıttığı an, kırlangıçların oradan oraya hararetlice uçmaya başladığını gördüğünde, yapraklarını karanlıkta kapatıp aydınlıkta açan şu çiçeğin açtığını gördüğünde, karınca sürüleri yuvalarına kendinden kırk kat büyük ekmek kırıntılarını taşımaya başladığında, her gün önümüzden “yazıyor! yazıyor!” diye geçen genç gazete kuryesini duyduğunda, varyemez fırıncının dükkanından hoş kokular yükselmeye başladığında, buraların en görkemli bahçesine sahip olan şu büyücü teyzenin ayçiçekleri çıtır çıtır edip güneşe doğru yavaş yavaş hareket etmeye başladığında, akşamdan kalma ayyaşların şarap şişesini kafaya dikip, şişede bir damla bile kalmadığını anlayıp üstüne şaşırdıklarını gördüğünde, umutsuz vaka olarak tanınan, her sabah bir başka dükkanın camlarını eline geçirdiği taşla hemencecik kıran -henüz ilkokullu- küçük serserinin, buralara yeni taşınan, okula gitmekte olan pırıl pırıl önlüklü ve güneşte parlayıp gözünü alan ayakkabılara sahip concon çocuğa bakıp iç çektiğini gördüğünde, köpeklerin bölge savaşlarına tanık olduğunda ve yaklaşık otuz senelik arabasının her gün içini dışını temizlemeyi iş edinmiş pimpirik adamın son bir kontrol olarak tekrar arabasına bakındığını gördüğünde, ağaç altlarında okulundan kaçıp saf bir aşkla birbirlerine iltifatlar savuran masum çiftleri gördüğünde… işte o zaman sabah olmuş demektir oğlum. zamanı gösteren zımbırtılar, biraz parası olan her budala için vazgeçilmezdir. fakat sabah, güneş ve çevrenin olanca coşkusunun bir zamanı olamaz, olmamalıdır da zaten. olsa olsa akşama kadardır. peki akşam olduğunu nasıl anlarız? anlatayım. akşam… “
“baba, lütfen dur. seni anladım, bir kaç saate uyanırım.”
“ah, zamane gençleri!”

Yorum Bırak