"Enter"a basıp içeriğe geçin

Aylar: Eylül 2017

lâl

I
bir kanat çırpışı kadar tatsız
aceleyle ve spontane geçiyor ömür
yelkovan akrebe yirmi iki kez uğruyor
her daim bir çağ bitiyor, çağ açılıyor
insanlar; bir üşüyor, bir terliyor
yağmur düşüyor peşisıra güneş yakıyor
e haliyle dallarım da budaklanıyor,
şayet açmasa bile çiçeklerim.
değişen yalnız mevsimler değil.
inan bana bu soysuz, yıkık cihanda
içimdeki cumhuriyet bile bir anda
değişti, ki artık benim cumhuriyetim,
halkımın kendi kendini öldürmesi.
cenk sesleri, hıçkırıklar, soykırım
atış serbest demek pek zor değil.
insanlık suçu işleniyor içimde

II
tüm bunlar cereyan eder iken
kadehler üzümle dolup taşıyor
ve zeki müren’in eşsiz sesiyle,
açılıyor hüzün oruçları, tanrım, kabul et.
saydam bardaklar tokuşturuyoruz.
en güzel memleketlerde, pervasızca hem de.
bembeyaz masalarda. gamzedeyiz.
bir türlü deva bulmuyoruz, heyhat.
yakarken tütünümü, karaların içinde
güneş bir yerlerde çoktan doğmuş oluyor
öte yandan hiç ayrılmadığım gülüş,
artık pek de ağzıma yakışmıyor.
dayanamıyorum artık şu bitmez tekerrüre
denizlerin köpüğüne keza esen rüzgara da.
sizi bilmem ama ben uçamıyorum,
zaten keyif almıyorum, kanatlarım varken de.

III
penceremden süzülen ışık gibi biçareyim.
ki anlatamıyorum derdimi, mazur görün.
samimi söylüyorum, birine gönül verdim,
yuvamdan pek uzaklarda.
bu sonsuz ve uçsuz hengame içinde,
kendime olduğum kadar; çok uzaklarda.
ve bendeniz işte böyle acımasız bir cihanda,
her şey bir anda olup tükenir bir vaziyetteyken
söyleyemeden, edemeden daha iki çift kelam,
-ki en zoru da edilmemiş kelamın telafisidir-
avazım çıktığı kadar suspus oldum,
lâl kaldım

Yorum Bırak