"Enter"a basıp içeriğe geçin

unutmak kolay iş değil

kapı tıkırtısıyla uyandı kamuran bey. uyandığı gibi banyoya varıyor, üstüne başına bakıp eski zamanlarına selam edip bir of çekiyor. eflatunvari robdöşambrının yakalarını düzeltiyor, iki tel kalmış saçlarını da sağı yatırıp bir güzel tarıyor bu delikanlı. terliklerini arıyor gözleri. bakıyor, bakıyor, bakıyor… fiskosun üzerinde bir paket görüyor, aldırış etmiyor. ah evet, size söylemedim tabi. neredeyse aynı yaşta olduğu köpeği, gözaltı torbaları yere değer şekilde yavaş yavaş, usul usul salyalı terlikleri uzatıyor sahibine. fedakârlık bu olsa gerek, çünkü köpeğin de ömrü kısalıyordu git gide. hemen naftalin kokulu düzenli bir odada kareli bir gömlek giyiyor delikanlı. bir köşesinden parmağı dışarı çıkmış terliği ve kareli gömleğiyle açıyor kapısını kamuran bey. kapısının önündeki gazeteyi tuttuğu gibi çöpe atıyor ve diyor ki “peh!” e haklı olmalıydı.

irkiliyor bir anda delikanlımız, bakıyor ki bir şey eksik. içeri girdiği gibi aranmaya başlasa da en sonunda gözlüğünün gözünde olduğunu fark ediyor. bunun ardından rahatlama çöküyor üstüne, değmeyin keyfine. ama unuttuğu bir şey daha var belli ki. tek cebi olan kareli gömleğinin ön cebinde alışılmadık bir boşluk mu vardı yoksa? telefon mu? ı ıh. para mı? ı ıh, hayır. yoksa anahtar falan mıydı bu? hiç sanmam. o evinin anahtarını boynunda adresiyle birlikte taşırdı elbet.

hay aksi! zaman geçiyor yine. atik bir delikanlıydı kamuran bey. sabahın saat on biri on geçe vakti çıkmalıydı dışarıya. unuttuğu şeyin bir kutu olduğunu hatırlayabildi sadece. unutmamalı, o yaşlı bir delikanlıydı. yüzündeki çizgilerle dünya iki tur dolanabilinirdi, en azından o öyle düşünüyordu. umutsuz değildi, ama pek mutlu da görünmezdi kamuran bey. etrafına bakındıktan sonra üstü dantelli bir fiskosun üzerinde, biraz eskimiş bir hediye kaplı, küçük kutu buldu. buna sevinmişti. cebine koyduğu gibi atıldı delikanlı ve köpeği. hızlı yürümek, koşmak ona göre değildi artık. herkes bunun farkındaydı. ama hiç olmazsa bir gayeyle yürüyordu adamcağız. kararlı adımlarla sanki rutin bir işini hallediyormuşçasına yürüyordu yani. heyecanlıydı üstelik.

yan komşusu melda hanım, yani bayan burun (ona bu lakabı takmışlardı çünkü burnu ayrı bir ülke kurabilirdi) “hey! kamuran bey. nereye gidiyorsunuz?” diye sordu. bayan burun, delikanlımızı en iyi tanıyan insanlardandı çünkü komşusu olarak kamuran bey’in pek arkadaşlarının olmadığını düşünürdü. aklına gelmedi delikanlımızın, tekledi. durdu. “nereye gidiyordum?” dedi. silkelendi, “hah” dedi, “akşama gelirim.” yoluna emin adımlarla devam etti kamuran bey. genç birini gördü: “baba! baba!” ardından adının anıldığını fark etti ama aldırış etmedi. ne o? korkmuş muydu? bu öykünün aksiyona ihtiyacı var mıydı biraz? hayır, sanmam. alnı dik, göğsü kabarmış, gururlu bir ihtiyardı kamuran bey. yani delikanlı. tek kompleksi yaşıyla alakalıydı. hayal meyal laf ediyordu zaten.

biraz daha yürüdü, biraz daha, daha. elindeki kâğıda baktı, yine yürüdü. sağa baktı, sola baktı. etrafında o kadar bina vardı ki nefes alması zorlanıyordu. sakin olmaya çalışsa da siniri beton yığınlarına artıyordu adım attıkça. evet. elinde duran kâğıdın götürdüğü yerdeydi şimdi. gökdelenlerin arasında küçük bir gecekondumsu bir evdi bu. ne ilginç, bu yıkık dökük ahşap ev, beton yığınlarının arasında bit kadar görünüyordu. kapısına ilerledi, kapıyı çaldı. bekledi biraz delikanlı, baktı ki kimse açmıyor. kapıyı aralayıp giriyor içeri cesurca. heyecanlanmamalıydı lakin kimse onu artık bu yaştan sonra kurtaramazdı. yatağın üstünde kanlı, eski püskü bir not vardı. ayrıca anca bir simetri hastası yazmış olabilirdi bunu. o kadar düzgündü ki, inci gibiydi yazısı da: “seni seviyorum yiğidim, kamuran’ım…” bu onun adıydı. ama asıl soru “kimin yazdığı” idi.

beyni zonkluyordu, ilaç zamanı geliyordu ve gözleri kararıyordu adamın, elleri titriyordu. cebinden çıkarıp elinde dolandırdığı eski püskü hediye kutusu bir anda yere düşüverdi. göz bebekleri büyüdü bir tık daha. soğuk soğuk terler döküyordu. sancı öyle bir sancıydı ki adını unutmaya varmadan yenik düşecek gibi oldu. köpeği havlamaya başladı, korktu adamcağız. aklında hiçbir şey yoktu. neyin ne olduğuna dair hiçbir şey yoktu. kapı sesiyle uyanmıştı, hızlı davranmaya çalıştı. kendi evinde nasıl uyandı öyleyse, ışınlandı mı yoksa? uyandığı gibi banyoya varıyor, üstüne başına bakıp eski zamanlarına selam edip bir of çekiyor. robdöşambrının yakalarını düzeltiyor, iki tel kalmış saçlarını da sağı yatırıp bir güzel tarıyor bu delikanlı. terliklerini arıyor gözleri. bakıyor, bakıyor, bakıyor. fiskosun üzerinde bir paket görüyor, aldırış etmiyor.

İlk Yorum Sizden Gelsin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir